19 Şubat 2014 Çarşamba

Bazen Sadece Ama Sadece Yazmak Gerekir

Bazen tıkanırsın, bazen tıkanmaya yakınsın. Bazen tıkanacak gibi hissedersin aslında tıkanmışsındır. Öyle bir anda yazıyorum ben. Neden yazdığımı bilmeden yazıyorum. Sadece yazmak istiyorum. Elimde sigaram ile yanımda telefonum ile sadece yazmak. Ne düşündüğümün bir önemi yok. İnsan durmadan yazabilir mi? Yazabilirmiş. Çocukken nasıl yazıldığını merak ederdim, insanlar bu simgeleri neden kullanır. Hadi üç beş çizgiyi yan yana getirmek ödevdi, hadi ağzımızdan çıkan sesleri simgelere dökmek bir tür terapiydi anlarım ama boyumun yarısı kadar olan kitapları nasıl yazarlardı ? Bir insanın o kadar simgeyi okunabilecek şekilde yan yana getirmesi için kaç yaş yaşaması gerekirdi ?

Ve durdum. Her aklın zorlandığı noktada durduğu gibi durdum. Ve düşündüm. Bir gece benimde bu simgelerle bir şeyler karalamam gerekiyordu. Benim konuşmayı seçmem gerekmezdi, ben yazmayı seçebilirdim. Neden bunu seçtiğimi bilmeden seçebilirdim. Neden-sonuç ilişkisi kurmadan seçebilirdim. Seçmeliydim.

Ve bu gecelik son. Bu gecelik bu kadar yazmam yeterli. Daha diğer adreslere bir şeyler karalamam gerekiyor, bunun bilincinde olmak oldukça güzel. Ama yok, hiç güzel değil. Çünkü içinden gelenleri anlatmıyorsun bu durumda, bu durumda sadece yazmak zorundasın, çünkü yazmasan yok olacakmışsın gibi hissedersin, ve hissetmeye başlarsan mutlaka bir gün gerçekleşir. Bir gece yok olacağımın bilincindeyim. Yok olmak için yazıyorum. Yok olmamak için yazmaya çalışıyorum.

10 Şubat 2014 Pazartesi

Yazmazsam Ölecektim Derdi Şair

Bu, ince köklerimin toprağa sokulma öyküsüdür. Toprak köklerimin uzamasına ne kadar izin verir bilmiyorum. Sadece dua edebilirim ve kendimi eğitebilirim. Tarihi yazgının üzerimize yapıştırdığı; yalnız kalma, terk edilme, reddedilme korkularından arınmak ve kendimle buluşmak üzere çıktığım bir yolculuk bu.

Artık gitmeyeceğim.

Bu ıslak ve bereketli toprakta kökleneceğim.

Kendimi burada büyüteceğim.

İçimdeki gitmeyi durduruyorum. Biliyorum, bu kolay olmayacak. Kendini renk değiştiren topraklar üzerinde büyüten ve hayal eden birinin, artık kendisi için yerleşikliğe geçme vaktinin geldiğini bilmesi. Bu sezdiğim bir durum değil. Apaçık biliyorum.

Yaşamım, büyüttüğüm kendim, ışıklı ve sayısız yenilgi hikâyeleriyle dolu kişisel tarihimin evrildiği yer burası.

Üstelik toprağın bu toy insanı reddetme, silkeleyip atma olasılığı var. Bu olasılık, bunca zaman bir yere yerleşememiş olmamı çok acımasız bir şekilde açıklıyor.

Şimdi korkmuyorum.

Toprak, çiğliklerimi kabullenmeyebilir. Defalarca aynı hatayı tekrar edecek olmamı bağışlamayabilir. Kendi yolumu reddedişimde bana eşlik edebilir. Kendimi suçladığımda, acımasızca eleştirdiğimde benimle bir olup bedenimi hırpalayabilir.

İlk başta kendimi büyütmek için verdiğim ılık suyu tatlı tatlı içine çekerken, bir süre sonra doyabilir ve “İstemiyorum seni.” diyebilir. Korkmuyorum. Kendime durmadan korkmamayı hatırlatacağım.

Özümdeki eksiklikleri tamamlamak için, kendimi eğitmek için, çoktandır üzerine kötü alışkanlıkların gölgesinin düştüğü büyük ışıktan ilham alacağım. O gölgeyi temrinlerle kendimden uzaklaştıracağım.

Dualarımı işiten, kendime büküldüğümde ağrımı benden daha iyi bilen bana yardım edecek. Yeryüzünde, yoluma bıraktığı bin bir işaretle bana yol gösterecek.

İsmiyle işaret edecek.

Bunun için bazen aracı kullanmayacak bazen de başka insanlarla veya o bir tek insanla yapacak. Yapıyor. Defalarca yaptı.

Eğer bir gün, köklenmeye niyetlendiğim bu toprak, beni reddederse; biliyor olacağım ki, bu ışıklı evde, evrende, dua etmek için sayısız yer var. Toprağım için dua edeceğim.

Şimdi bu an içerisinde, korkularımın içimden alındığı bu an içerisinde, zaman sonsuzlaşıyor. Onun ölçülmeye yahut hesap edilmeye ihtiyacı yok. İşte bu çoğalan an içerisinde, ismiyle işaret ettiğine odaklanıp köklerimi büyütüyorum.

Ömrümü bu çoğalan anın derinliklerine bakarak tamamlayacağım. Burada; evreni, öykümü, bana dokunanın öyküsünü izleyerek. Eğiterek, evrilerek. Buraya yerleşiyorum.

Amator Şairden Bir Şiir

Senin çirkin yanına merhamet eden O. İsmiyle güzelliği işaret eden. Kendini ve elinde olanları onarmanın fırsatını veren. Bu yüzden, deneyimlerinden acı duymamayı öğrenmelisin. Aksine deneyimlemiş olmak, içindeki güven duygusunu pekiştirmeli. Denedin. Aynı yumruktan bir daha yememeyi öğrendin demiyorum. Çünkü karşındaki “insan”. Ve insanın ne zaman ne yapacağı çoğunlukla kestirilemez. Senin yapacağın insanların içindeki iyiyi muhatap almak. Bin kere yumruk yesen de, yine de o insanın içindeki iyiyi hatırlaman, ona seslenmen. Çünkü hepimiz büyük ışığın parçalarıyız. En kötümüz, içindeki ışığı en çok karartmış olan. Yaşamı sonlanıncaya dek ne olursa olsun o ışık içinde olacak. Büyün ömrü karanlıkta geçmiş olsa da. İçlerinde büyük ışığın parçası varken insanlara güvenmemen doğru olmaz. Sen sadece kendin için iyi olanı dileyebilirsin. Denedin. Aynı yumruğu yediğinde düşmemeyi, düşsen de düşeceğin yeri seçmeyi, seçemesen de düştüğün yerde kalmayacağını, nasıl kalkacağını, kalktıktan sonra nasıl ayakta duracağını, artık biliyorsun. Çünkü denedin. Çünkü sana ilişkilerini onarman için fırsatlar veriliyor. Bu ilişkiler senin kendinde açığa çıkardıklarındı. Çünkü harap bir şekilde bıraktığın her ilişki senin kendi eksikliklerindi. Öyleyse hâlâ şansın varsa, elinden geleni yap. İnsanların içindeki ışığa seslen. Yüzlerindeki karanlıkla onları utandırma. Sürekli onarım ilişkileri güçlendirir. *** Eninde sonunda o kutsal ışığı göreceklerini söyleyenler, hiç göremeden öldüler. Ötekiler ise, her sabah ve her an kutsal bir ışık tarafından aydınlatıldıklarını biliyorlardı. Ben şimdi, dizleri üstündeki babamın Göğe, en göğe bakan avuç içiyim Gözlerim gerçeğe fal taşından da açık Olmadığım ama hep içimde olan o şeye dönüşür gibiyim. Büyük büyük şeyleri Kavrar, kabullenir, boyun eğer gibiyim.

Bir Müddet Kendimize Bakalım

“Eğer ne hâhî dad, ne dadi hâh.”
“Vermeyi istemeseydi, istemeyi vermezdi.”
Kendi haline bırakılmış hiç varlıkta ‘tükenmişlik sendromu’na rastlayamazsınız. Kendi haline bırakılmak demek, varlığının gizemini bilip, ona göre hareket etmektir. Sende olanı açığa çıkarma temrinleridir.
Çoğunlukla kafamız karışık, şaşkın şaşkın dolanıp duruyoruz ortalıkta. Sürekli neyi eksik ya da yanlış yaptığımızı düşünüyoruz.
Sözde, kendimizi hesaba çekiyoruz.
Aslında bu hesabın göründüğü kadar masum olmadığını, içinde kocaman, gizli bir kibir sakladığını anlıyorum şimdi.
Ve düşüne düşüne kendimizi nasıl tükettiğimizi.
İnsan tek başına her şeyin sorumlusu olamaz! O kadar uzun boylu değil.
Ve evet, insan o kadar uzun boyludur ki, tek başına kendi tükenmişliğine sebep olabilir.
***
Daha az tüketmenin huzurla doğrudan ilgisi olmalı. Tüketmek derken; hem kaynakları, hem birbirimizi, hem de kendimizi.
İçimizdeki bir türlü doymak bilmeyen o boşluğu dışarıdan bulduklarımızla doyurmaya çalıştıkça daha da yorulacağız.
Daha boşluğun ne olduğunu bile tanımlayamazken elimize ne geçerse ağzımıza tıkıştırmak ne büyük budalalık.
Oysa durabilsek bir müddet.
Durup halimizi, bizi, bizden iyi bilene anlatsak.
“Sen derdimin anlattıklarımdan daha çok olduğunu bilensin. Sen benim anlattıklarımın sadece kaygı ve korkularım olduğunu, aslın bambaşka olduğunu bilensin. Öyle cevap ver bana.” diyebilsek.
Bizi asıl tatmin edecek üretim kaynağının, kendi içimizden taşan olduğunu nihayet anlasak.
 Bu durmanın ve dua’nın bizde neleri açığa çıkaracağına şaşkınlıkla tanık olacağız.
Ve belki de kendimizle “ilk” kez tanışacağız.
Bizi biz yapanın, sahip olduğumuz eşyalar ve kimseler değil, kendimizde açığa çıkmayı bekleyenler olduğunu anlayacağız.
Kendi içinde taşıdığı kaynaklara yabancı olan kimsenin, dış dünyadaki kişilere ve şeylere olan bağımlılığı hiç azalmaz.
O kaynakları tanıyıp, temrinlerle açığa çıkarmaya başladıkça tüketen ve tükenen insandan, üreten, üreyen insana dönüşme hali başlar.
Kendimizde keşfettiğimiz her kaynak, yeni bir doğumdur.
Bu doğumların sancısı ancak duayla şifa bulabilir.
***
Belki de, özümüzdeki eksikliği tamamlamanın yolu; bizde olanı cömertlikle paylaşmaktır.
Verirsem azalır mı diye korkmadan.
Seversem o da sever mi diye sorgulamadan.
Beklersem gelir mi diye yollara bakmayı ızdıraba çevirmeden.
Yolun kendisi öyle güzel ki…
Bir müddet duralım ve korkmadan artık.
Beslenmesine özen gösteren bir annenin sütünün hiç kesilmeyeceği gibi, kendini eğitmeye devam eden ve duada ısrarcı olan bir insanın kendinde açığa çıkaracakları da hiç kesilmez.
Bereket tam olarak burada.
Bir müddet duralım ve varlığımızı kendi haline bırakalım.

25 Ocak 2014 Cumartesi

Sana Bir Sır Vereyim Mi Matmazel ?

Çok zamanı var bazı insanların yan yana geçirebildikleri kendileri gibi olan insanlarla.. Ben hep benden farklı kafalarla tükettim seslerimi.. Tonla hayal kırıklığı doldurup geldim İstanbul'a her seferinde tabi. Sana geldiğim zamanlar da oldu ceplerimde var olanları boşaltmaya ama sen geç kaldın ara sıra, ben de hep hazırdım kaçmaya. bazen sana kalmadı nefesim, herkese gösterdiğim anlamsız tahammülü sana gösteremedim hiç, halbuki sen kafama en yakın adamdın, kendi en uzakta olan. biz hayaller kurduk hep gecenin ortasında uyuyakalmadan önce.. Haberin yoktur, ben onlara tutundum bazen, boğulurken küçük şehrimde kömür kokusundan.

Gün geldi hiç onaylamadığını bildiğim halde aşk sandığım kırgınlığım tam ortasında, tutamadım da gözyaşımı, bağıra çağıra ağlamak için deli gibi seni aradım. teselli et diye değildi. Kendime getirmen için aramıştım seni. Unutmuşsundur sen. Dağılmaya zamanım olmadı benim hiç başka insanlar gibi, üzüntümü bile paylaşamadım bazen insanlarla ki aslında hiç yalnız görünmem ben dışarıdan.

Gün geldi ölsem de aramam dedim, kızgınlığımdan unutmak istedim, kırgınlığım da cabası tabi, sonra senin o sevmediğin duvarlarımı indirdim hemen. Zor sen de haklısın. İşte zamanımız olmadı bizim diğer insanlar gibi tüketecek. Saatlerin hatta bazen dakikaların bile önemi oldu hep. Belki bu yüzden önemlidir bu kadar sahip olduğumuz şey. Kıymeti bu yüzdendir. Aslında şu ana kadar hiç sorgulamamıştım.

Ve aslında ben zor bir insan değilim. Diğer insanlar fazla kolay, düşüncesiz, hissiz ve yüzeysel oldukları aşikardır. Sözleri kolay tüketiyorlar, halbuki anlamı var bazı kelimelerin okunuşundan daha derin, benim için. Bu açıdan zorum belki kabul. Zamanla alışırsın belki, vazgeçilmez bir parçan gibi. Belki de yorulursun, vazgeçersin bir gün bazı insanlar gibi.

Sir-veresim-var-matmazel


Bu yazıları yazan ben değilim aslında, henüz kimse tarafından keşfedilmemiş olan yazıları kendime mal ediyorum, açık ve net. Dolayısıyla yazının sahibi bir gün bana uğrar ise, yazıkları konusunda kaynak vereceğim. Fakat şimdilik bu yazıların sahibi kim bilmiyorum. Hey sen, eğer beni duyuyor isen kaynak belirtmem için bir mahlas sun bana. Umarım bu dediklerimi duyarsın, kimsenin yazdıklarını sahiplenmek istemem.

Sana bir sır vereyim, ben razıyım izlediğimiz tüm filmlerin muhabbetimize fon müziği olmasına.
Muhabbetimiz daim olsun..

24 Ocak 2014 Cuma

Microserfler Kitabının Özetini Sizlere Sunuyoruz


Ethan telefon açıp San Carlos'a gelmemi istedi. Vardığımda, mutfağında telsi/, telefonunda birileriyle konuşuyordu. Ben de ultra monitörlü oturma odasında Cellular Buyer's Guide, Dr. Dobbs Journal, LAN Times ve GamePro  dergilerini karıştırdım.
Mutfaktan çıktığında üzerinde Intel t-şörtü vardı, onu daha önce takım kıyafcl ve kravat dışında bir şey giyerken hiç görmemiştim. Üzerinde kot pantolon vardı "Bugün Cuma - 'kot pantolon günü' dostum," dedi.
Kanepede yanıma oturdu, kahve sehpasındaki dergileri yine geometrik olarak yerlerine koyarken bir sessizlik oldu. Beyaz deri koltuğa yaslanırken kolunu sırtım» doğru attı.
BinaryFile Transfer Monthly dergisi hayatımda gördüğüm en sıkıcı dergilerden biriydi. "Penthouse dergisine gönderilen mektupları, hiç kimsenin faik edemeyeceği şekilde sıkıcı şeyler gibi şifreleyen bir şey olsaydı ne olurdu acaba? 'Ben küçük bir batı koleji ikinci sınıf öğrencisiyim,' kelimelerini alıp, 'ITCUSözleşmesi 'nin teknik özelliklerinin frekans aralığına uygun değil,' kelimelerine çeviren bir şifrelenn sistemi düşünsene. Amerikan Ordusu'nun çok gizli operasyonları telsiz üzerinde Navajo yerlilerinin dilinde konuşmasından beri geliştirilmiş en büyük şifrelem» sistemi olurdu."
Ardından sessizleşti ve durgunlaştı ama arkamdaki kolunun tuhaf sıcaklığını hâlâ hissedebiliyordum. Duruşumu düzelttim. Havada bir gerginlik vardı, Hollywood'da rol seçmelerindeki kuzeyli bir okul öğretmeni gibiydi. "Senden istediğim önemli bir şey var dostum," dedi. "Aman Tanrım - oldu işte... ban» asılıyor," diye düşündüm ben de.
Ardından t-şörtünü çıkardı. Soğukkanlılığımı kaybetmemeye çalışıyordum ama yine de Ethan tam olarak, eee, benim tarzım olmadığı için gerçekten çıldırmıtk üzereydim. Aklımı okumuş gibi, "Hıyarlık etme - üzerine atlayacak falan değilim ama senden bir iyilik istiyorum."
"Oh?"
"Sakinleş, o tarz bir iyilik değil." T-şörtünün altından ortalama bir vücut ortay» çıktı, "Gördüğün gibi bir Todd sayılmam," dedi. Ve arkasını döndü, buııu söylediğim için utanıyorum ama nefesim kesildi. Sırtı bandajlar, kurumuş kim, gözenek bantları ile kaplıydı. Sanki kirli bebek bezleri sırtına yapıştırılmış j^ılıl duruyordu. "Sorun... bunlar."
i "Ethan, bunlar da nesi? Kaza falan mı geçirdim? İsa aşkına!" "Kaza mı? Kimin umrunda... ozon... üçüncü sınıfta yediğim salamlı sandviç... yapımı video gösterim biriminin önünde geçirilmiş fazladan bir saat. Sonuçta benim bir parçam, Dan... tüm bu zarar... her ne haltsa. Et benlerim kötüleşti, ki sonsuza kadar böyle olacak, belki de olmayacak."
Kafamı çevirmeye çalıştım ama, "Bu çok aşağılayıcı," dedi ve yerinden kalkıp «ve sehpasının üzerine, tam karşıma gelecek şekilde oturdu, bandajları gözümün e sokuyordu. Yün, plastik ve derisine yapışmış vücut sıvılarının oluşturduğu o-karmaşadan dolayı kendimden geçmiştim. Hiçbir şey söylemedim. "Dan?" diye sordu. '"Evet..."
"Bu bandajlardan kurtulmama yardım etmelisin." "Öyle mi?"
"Bu iyiliği yapacak başka kimse tanımıyorum. Bunu biliyorsun değil mi, Dan?" '"Kimse yok mu?" ! "Hiç kimse."
Biraz daha baktım. "Doktor geçen hafta onları karayolundaki yapraklan ' 1er gibi aldı. Ve siz gerizekalılar, hiçbiriniz ne diye bir dermatologa gidiyorum bana sormadınız. Kimse sormayınca benim de anlatacak kimsem olmadı." "İsa aşkına, Ethan -kepeklerin yüzünden gidiyorsun diye düşünmüştük." "Bende kepek mi var?"
"Şey, öyle çok fazla değil belki." Bandajlara dokundum. Corn Flakes taneleri ' kuruydular.
"Kepek sorunum olduğunu mu söylüyorsun?"
"Ethan. Vücudundaki sorunlardan bahsetmek, maaşından bahsetmeye benzer, setmezsin."
"Peki. Sen şunları çıkarabilecek misin? Kaşındırıyorlar ve canımı yakıyorlar." "Evet, tabii ki."
Mutfağa gidip hidrojen peroksit solüsyonu, alkol ve şeritler halinde kesilmiş ' kumaş parçalan getirdi. Önümde kahve sehpasına oturdu. Ben de bantlan teker fer sökmeye başladım, bir yandan da sırtını silip deri parçalarım kopanyordum. an'dan kopanlmış olanların miktarını düşününce dehşete kapıldım. "Konuşmaya devam ediyorduk. Dermatolojinin son on yılda ne kadar önemli ilerleme kaydettiğinden bahsetti. "Resmen vücudunun içine küçük bir kamera yorlarve doktor, 'İşte sivilcelerin dünyayı böyle görüyor,' diyor. Sivilcelerinin e girip, dışanyı gösteren kameralan var."
;Ona teşhisin ne olduğunu sordum. "Şşşş dostum, bu sadece içimdeki şeytan, iş olduğunu umalım."
•Sonunda bütün plastik, yün, kurumuş kan ve bandajlar gittiğinde, sırtı ayın ün kraterleri bir araya gelmiş gibi gözüküyordu.

8 Ocak 2014 Çarşamba

Mart Ayından Ocak Ayına Tek Kelam Yok

 Mart Ayından Ocak Ayına Tek Kelam Yok iyi mi ?

Neden böyle oldu bende bilmiyorum, bilmek istiyorum. Fakat bilmek benim harcım değil. Bu durumu tersine çevirmem lazım. Çünkü ciddi manada sorunlar başlamaya başladı. Ve ben demek soruna karşı savunmasız kalamamak demek. Dolayısıyla sorunlar büyümeden bunları halletmem gerek.

Halletmek baya zor olacak ama halletmem şart.

Bu durumların haspelkader gelişmesi imkansız gibi görünse de imkansız olmadığının altını çizmem gerek. Uyak gibi saçma bir terimi burada kullanmak istedim. Kullanmam sizin için bir sakınca oluşturur mu ? Peki ya bizler için herhangi bir negatif durum söz konusu mudur ?


Neyse bunları bir kenara bırakıp biz konuyu burada bitirme gayreti içerisine girelim, sonuçta kırmış kalbimi, kırmış kalbimizi, kırmışız kalplerini değil mi ?

Bütün bunlar sadece yazmak için yazılmış yazılardır, bunun bilincinde olanlar yazılarımı yazılarıymış gibi yazıp yayımlama hakkında sahiptir. Yeter ki bilinçli davransınlar. Çünkü benim bilincimde bilinçsizlik baş göstermeye başladı hafız.